preloader

Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre

Bilindiği üzere kamulaştırma, kamu yararının gerektirdiği hallerde özel mülkiyette bulunan taşınmazların tamamının veya bir kısmının gerçek karşılıkları ödenmek suretiyle kamu tüzel kişilerine tesis edilmesidir. Ancak kimi zaman idare karşılıklarını ödemeksizin özel mülkiyette bulunan taşınmazlara fiilen el atabilmektedir. Bu durumda kamulaştırmasız el atmadan bahsedilir. Kamulaştırmasız el atma durumunda malikin dilerse müdahalenin önlenmesi dilerse taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi karşılığı bedel ödenmesini isteme hakkı bulunmaktadır. Bu yazımızda Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ile birlikte malikin bu hakkını dava yolu ile kullanabilmesinin herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olup olmadığına değineceğiz.

Hak Düşürücü Süre

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesinde ‘’Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik, zilyed veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala elkoyma tarihinden başlar.’’ Hükmü yer almaktaydı. Bu madde kamulaştırmasız el atma durumlarında malikin yirmi yıl içinde dava hakkını kullanmasını öngörmekte, bu sürenin sonunda ise dava hakkının kullanılamayacağını ve taşınmazın idare adına tapu kütüğüne tescili ile sonuçlanmasına yol açmaktaydı. Bunun sonucu olarak hak sahipleri yirmi yıllık süre sonunda mülkiyetlerindeki taşınmazı kaybetmekte ve karşılığında hiçbir bedel alamamaktaydı.

Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve tasarruf olanağı verir. Mülkiyet hakkı hukukumuzda üstün bir hak olarak öngörülmüş Anayasa güvencesi altına alınmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla idarece kaldırılmasıdır. Bir başka anlatımla kamulaştırma kamu yararı amacıyla taşınmazın bedelinin peşin verilmek üzere kanunla gösterilen esas ve usullere uyularak malikin rızası aranmaksızın elinden alınmasıdır. Görüleceği üzere Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır.

Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Kararı

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesinde hak düşürücü süre olarak taşınmaz mal ile ilgili dava hakkının yirmi yıl geçmekle düşeceği hükmü yukarıda belirtilen Anayasa ilkeleriyle değerlendirilmesi sonucunda Anayasa Mahkemesinin 2002/112 Esas 2003/33 Karar 10.4.2003 tarihli kararıyla aşağıdaki gerekçeler ile iptal edilmiştir.

  1. Anayasa’nın 13,35,46. maddelerine aykırılık

İlgili kararda Anayasa’nın sınırlarını belirleyerek izin verdiği kamulaştırma yöntemini kullanmadan yapılan el atmalar, itiraz konusu kurala göre yirmi yıl geçtikten sonra yasal bir kamulaştırmanın bütün sonuçlarını doğurduğu ve taşınmazın, idarenin adına tapu kütüğüne tescili ile sonuçlanabileceği belirtilerek idarenin kendisine Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri Yasa’ya uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamayacağı, yirmi yıllık hak düşürücü sürenin geçmesiyle taşınmaz malikinin her türlü dava açma hakkının engellenmesi ve taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesinin, mülkiyet hakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilmiştir.

  • Hukuk devleti ilkesine aykırılık

Kararda devletin veya bir kamu tüzel kişisinin kamulaştırma işlemi olmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına keyfi bir şekilde el konularak bireylerin sahip oldukları taşınmazları üzerinde özgürce tasarruf etmelerinin engellenmesinin ve yirmi yıl sonunda dava hakkı da tanınmayarak, mülkiyet haklarının ellerinden alınmasının hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir. Devamında şu açıklamalara yer verilmiştir;

‘’hukukun evrensel ilkelerine saygı duymak hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının “zamanötesi” niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu tarafından bir taşınmazın malik, zilyed veya mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması, kazanılmış haklara saygı duyulmasını gerektirir. Kazanılmış haklara saygı ilkesi hukukun genel ilkeleri ve hukuk devleti kavramı içerisinde yer alır. Bu ilkenin temel amacı ise bireylerin hukuk güvenliğini sağlamaktır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine de aykırıdır.’’

  • Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme

Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol’ün 1. maddesinde:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” Hükmü yer almaktadır. Kararda bu sözleşme maddesine de değinilerek bu kural uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önüne gelen değişik davalarda kamulaştırmasız el koymayı mülkiyet hakkına aykırı bulduğu ve kamulaştırmasız el atmaların mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.

Sonuç Olarak

Anayasa Mahkemesinin 2002/112 Esas 2003/33 Karar 10.4.2003 tarihli kararıyla yirmi yıllık hak düşürücü süre öngören kanun maddesi Anayasa’nın 2,13,35 ve 46. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bunun sonucunda kamulaştırmasız el atma davaları herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı olmaktan çıkmıştır. Hak sahipleri kamulaştırmasız el atma durumlarında herhangi bir hak düşürücü veya zamanaşımına tabi olmaksızın dava haklarını kullanabilmelerinin önü açılmıştır ve böylelikle hak kayıplarının önüne geçilmiştir.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Size en iyi deneyimi sunmak için çerezleri kullanıyoruz.